

“Örnek Şehir” Masalı ve Sivas’ın Gerçekleri
“Sivas Türkiye’ye örnek oluyor.”
Bu cümleyi kurmak kolay. Mikrofonu eline alıp birkaç süslü kelimeyle şehri parlatmak da öyle. Zor olan ise o cümlenin altını doldurmak. Çünkü Sivas’ta yaşayan herkes biliyor ki; gerçekler sloganlardan çok daha ağırdır.
Hangi örnek şehir?
Yaması yapılmış ama ilk yağmurda yeniden çukura dönen yollar mı örnek?
Yapılıyor gibi gösterilip kaderine terk edilen projeler mi?
Vatandaşın derdini dile getirdiğinde muhatap bulamadığı bir yönetim anlayışı mı?
Şehirde yaşayan insanın sabrı her gün biraz daha zorlanırken, çıkıp “yaşam kalitesi arttı” demek ya sahadan tamamen kopmaktır ya da bile isteye gerçeği ters yüz etmektir.
Bakın, mesele siyaset değil. Mesele taraf olmak da değil. Mesele; gerçeği söyleyebilme cesareti. Adam gibi duruş sergileyebilmektir.
Eğer bir şehir örnek olacaksa:
Önce yolları konuşulur, çukuru değil.
Altyapısı konuşulur, arızası değil.
Gençlere sunduğu imkânlar konuşulur, kapatılan alanlar değil.
Basına yaklaşımı konuşulur, baskı ve hakaretler değil.
Ama Sivas’ta bugün konuşulanlara bakın…
Şikâyet eden vatandaş,
Sesi kısılmaya çalışılan gazeteci,
Görmezden gelinen sorunlar…
Bunlar mı örnek?
“Örnek şehir” olmak, sosyal medyada süslü cümle kurmakla olmaz. Gerçeklerle yüzleşmeden, eleştiriye tahammül etmeden, yapılan hataları kabul etmeden hiç olmaz.
Birileri çıkıp alkış tutabilir. Birileri her yapılanı “mükemmel” diye pazarlayabilir. Ama bu şehirde yaşayan insanlar her gün o yolları kullanıyor, o hizmetleri görüyor, o eksikleri yaşıyor.
Gerçek, eninde sonunda kendini gösterir.
Ve gerçek şu:
Sivas’ın “örnek şehir” olabilmesi için önce gerçeği konuşanlara değil, gerçeğin kendisine kulak verilmesi gerekiyor.
Aksi halde bu sözler, tarihe sadece birer boş propaganda cümlesi olarak geçer.


