Hasan BAKIR
Felsefi düşünceden tamamen yoksun, matematik başta olmak üzere sayısal bilimlerle bağı kopmuş; kulaktan dolma, yalan-yanlış ve hurafeye dayalı bir din anlayışıyla yaşamını sürdüren geniş bir kitle var. Böyle bir zeminde yetişen toplumun, entelektüel meseleleri anlaması, tanımlaması ya da tartışabilmesi elbette mümkün olmuyor. Kavram yoksa muhakeme de yok; muhakeme yoksa hakikat arayışı da olmuyor.
Bu tablo kaçınılmaz olarak şu sonucu doğuruyor: Kendi tarihini, kökünü, değerini bilmeyen; atasını tanımayan toplumlar, başkalarının peşine takılır. Atasözünün dediği gibi, “atasını bilmeyen it peşinde koşar.”
Bir dönem siyasette sıkça kullanılan “sessiz yığınların sesi”, “kimsesizlerin kimsesi” gibi arabesk söylemler, duyguyu okşadı ama aklı beslemedi. Bugün gelinen noktada açıkça görülüyor ki; bilimsel ve rasyonel sorunlara arabesk sözlerle çözüm bulunmuyor. Duygu siyasetiyle avunulan her gün, aklın ve bilimin biraz daha geri çekildiği bir güne dönüşüyor.
Toplumun ihtiyacı hamaset değil; düşünce, yöntem ve akıldır. Çünkü bilimin sustuğu yerde, hurafe konuşur; aklın terk edildiği yerde ise sürüklenmek kader olur.
