
Marifet koltuklarda oturmak değil. Memleketin çıkarlarını korumak için masaya yumruğu vurabilmektedir.
Mehmet BAKIR
Bir şehirde tartışılması gereken bir konu varsa ve o konu kamu bütçesiyse, orada suskunluk normal değildir.
Adem Uzun “bütçe fazlası” ile övünüyorsa, elbette kamuoyunun sorması gereken sorular vardır. Çünkü belediyecilikte bütçe fazlası tek başına başarı değildir. Önemli olan, o fazlanın hangi yöntemle oluştuğudur.
Hangi taşınmazların satıldığı, kimlere satıldığı, ne kadar ücrete verildiği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Ben madde madde yazdım.
Sordum: Üreterek mi? Çalışarak mı? Kalıcı gelir oluşturarak mı?
Yoksa arsa satarak mı? İmar artışlarıyla mı? Tek seferlik gelirlerle mi?
Peki şimdi başka bir soru:
Sivas’a sahip çıktığını söyleyenler nerede?
Muhalefet parti il başkanları…
Milletvekilleri…
Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri…
Neden bu konuda tek bir güçlü açıklama yok?
Neden kamuoyunu tatmin edecek bir değerlendirme yapılmıyor?
Neden “rakamın kaynağı nedir?” diye sorulmuyor?
Şehrin geleceğini ilgilendiren meselelerde sessizlik, tarafsızlık değildir.
Sessizlik çoğu zaman konfor alanıdır.
Elbette herkesin suskunluğu kötü niyetle açıklanamaz.
Belki bilgi eksikliği vardır.
Belki teknik detaylara hâkim değillerdir.
Belki siyasi hesap vardır.
Ama kamuoyu başka ihtimalleri de düşünür:
Acaba belediye ile ticari ilişkiler mi var?
Acaba ileride ihtiyaç duyulacak bir kapıyı kapatmamak için mi konuşulmuyor?
Acaba “aman bize dokunmasın” anlayışı mı hâkim?
Siyaset, yalnızca seçim zamanı kürsüye çıkıp “Sivas aşığıyız” demek değildir.
Siyaset, zor soruları sorabilme cesaretidir.
Eğer ortada gerçekten sürdürülebilir bir mali başarı varsa, bunu savunmak da mümkündür.
Ama şeffaflık olmadan alkış beklemek doğru değildir.
Şehirlerin kaderi; güçlü sorular sorabilen muhalefetle, denetim görevini yerine getiren sivil toplumla, bilinçli bir kamuoyuyla şekillenir.
Bugün susanlar, yarın ortaya çıkacak sonuçların da ortağı olur.
Sivas’ın geleceği; rakamlarla değil, o rakamların arkasındaki gerçeklerle korunur.