

Mehmet BAKIR
Sivas… Adı geçtiğinde mangalda kül bırakmayanların dilinden düşmeyen o süslü cümle: “Kültür ve sanat şehri.”
Peki soruyorum: Nerede bu kültür? Nerede bu sanat?
Bugün öğreniyoruz ki; bu şehirde çocuklara, gençlere, yetişkinlere hitap eden doğru dürüst bir halk oyunları ekibi yok!
Yanlış duymadınız… Yok!
Bu nasıl bir çelişkidir?
Bir yanda Aşık Veysel’in mirasıyla övünenler, diğer yanda o mirası yaşatacak tek bir ciddi adım atmayanlar…
Bir yanda Muzaffer Sarısözen’in izinden gittiğini söyleyenler, diğer yanda o izleri silmeye göz yumanlar…
Halk oyunları dediğiniz şey; bir şehrin ruhudur!
Bir çocuğun ilk sahne heyecanıdır, bir gencin aidiyetidir, bir toplumun hafızasıdır.
Ama belli ki Sivas’ta bu hafızayı diri tutacak ne bir irade var ne de bir dert…
Soruyorum:
Bu şehirde kültür müdürlükleri ne iş yapar?
Belediyeler sadece asfalt ve kaldırım mı üretir?
Gençler neden sahnede değil de kahvehanelerde, sokak köşelerinde?
Gerçek şu:
Sivas’ta kültür konuşuluyor ama yaşatılmıyor!
Etkinlik adı altında birkaç göstermelik programla bu işlerin üzeri örtülüyor. Fotoğraf veriliyor, alkış alınıyor, sonra herkes köşesine çekiliyor…
Oysa mesele organizasyon değil, vizyon meselesi!
Eğer bu şehirde halk oyunları ekipleri yoksa;
bu bir “eksiklik” değil, ihmaldir!
Bu ihmali görmezden gelenler de en az sorumlular kadar suçludur.
Unutulmasın:
Bir şehir, türküsünü unuttuğu gün kimliğini kaybeder.
Ve Sivas…
Eğer bu gidişata dur demezse, yarın sadece adı “kültür şehri” olan bir şehir olarak anılacaktır.
Sözün özü:
Sahne boş…
Ama sorumlular hâlâ alkış peşinde!

