DOLAR 45,5509 % 0.24
EURO 53,2134 % -0.05
STERLIN 60,9791 % -0.18
FRANG 57,9823 % -0.01
ALTIN 6.701,67 % -1,36
BITCOIN 80.581,93 1.106

BELEDİYE ŞİRKETLERİNDE HUKUKA AYKIRI GÖREV İDDİASI

Yayınlanma Tarihi : Google News
BELEDİYE ŞİRKETLERİNDE HUKUKA AYKIRI GÖREV İDDİASI


Mehmet BAKIR
Denetleyen mi, Maaş Alan mı?
Sivas’ta belediye şirketleri üzerinden yürüyen tartışmalar artık yalnızca siyasi polemik olmaktan çıkmış durumda. Kamuoyu şimdi çok daha ciddi bir sorunun cevabını arıyor:
Bir belediye meclis üyesi aynı zamanda belediye şirketinde çalışan olabilir mi?
Eğer iddialar doğruysa, burada yalnızca etik değil, hukuki açıdan da sorgulanması gereken bir tablo ortaya çıkıyor.
Erhan Acar ve Yunus Kantar üzerinden gündeme gelen tartışma aslında Türkiye’de uzun yıllardır konuşulan “çıkar çatışması” meselesinin tam merkezinde duruyor.
Çünkü belediye meclis üyeleri sıradan kişiler değildir.
Onlar;
belediyeyi denetleyen,
bütçeye yön veren,
şirketlerle ilgili karar alan,
kamu adına söz söyleyen kişilerdir.
Şimdi sorulması gereken soru şudur:
Bir kişi hem belediye şirketinden maaş alıp hem de o yapıyı denetleyebilir mi?
İşte kamu vicdanını rahatsız eden nokta tam da burasıdır.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun ruhu çok nettir.
Denetleyen ile denetlenen aynı kişi olamaz.
Kamu görevi kişisel menfaatle iç içe geçemez.
Eğer bir meclis üyesi belediye şirketinde işçi, sözleşmeli personel ya da maaşlı yönetici olarak görev yapıyorsa; o zaman belediye meclisinde alınan kararların ne kadar tarafsız olduğu sorgulanır hale gelir.
Çünkü:
şirketin bütçesi görüşülür,
sermaye aktarımı yapılır,
iştirak kararları alınır,
belediye kaynakları kullanılır.
Ve bütün bunlarda meclis üyelerinin imzası vardır.
Kamuoyu da doğal olarak şunu sorar:
“Bu kişiler belediye adına mı karar veriyor, yoksa maaş aldıkları yapının çıkarını mı koruyor?”
Daha da önemlisi… Eğer böyle bir durum hukuken sakıncalı değilse bile etik olarak nasıl savunulacaktır?
Bugün vatandaşın en büyük problemi adaletsizlik duygusudur.
İşsiz gençler yıllarca kapı kapı dolaşırken, belediye şirketlerinde hep aynı çevrelerin isimlerinin konuşulması toplumda güven erozyonu oluşturuyor.
Üstelik mesele yalnızca iki isim değildir.
Asıl mesele;
belediye şirketlerinin nasıl yönetildiği,
kimlerin işe alındığı,
hangi kriterlerin uygulandığı,
meclis üyelerinin şirketlerle ilişkilerinin sınırının ne olduğu meselesidir.
Bu nedenle yapılması gereken şey bellidir:
Şeffaflık.
Kim nerede görev yapıyor?
Hangi statüde çalışıyor?
Ne kadar ücret alıyor?
Mecliste hangi kararlara oy veriyor?
Bunlar gizlenecek değil, kamuoyuna açıklanacak konulardır.
Çünkü belediyeler şahısların değil, milletin kurumudur.
Kamu görevi ise ayrıcalık değil emanettir.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.