

Mehmet BAKIR
Bu bir “gecikme” değil, bu bir sahipsizlik zinciri.
Üniversitenin yolları aylarca bozuk kalıyorsa, öğrenciler can güvenliği riski alarak yol kenarında inip binmek zorunda kalıyorsa, burada teknik değil yönetsel bir problem vardır. Çünkü Türkiye’de hiçbir sorun “çözümsüz” değildir; sadece sahiplenilmediğinde sürüncemede bırakılır.
Sorunun özüne inelim:
Bu yollar kimin sorumluluğunda?
Üniversite içi mi, belediye sınırı mı, yoksa il özel idaresi mi?
İşte tam da problem burada başlıyor:
Herkesin alanına giren ama kimsenin üstlenmek istemediği işler en çok ihmal edilen işlerdir.
Üniversite “bizim bütçemiz yetmez” der
Belediye “orası bizim yetki alanımız değil” der
İl Özel İdaresi “programımızda yok” der
Karayolları “bizim ağımızda değil” der
Sonuç?
Ortada kalan yine öğrenci olur.
Ama daha çarpıcı bir soru var:
Bu sorun yeni mi ortaya çıktı? Hayır.
Aylardır biliniyor muydu? Evet.
O halde mesele teknik değil, tamamen öncelik meselesi.
Bugün Prof. Dr. Yüksel Aydın’ın önderliğinde yapılan toplantı önemli…
En azından “artık konuşuluyor” demektir.
Ama açık konuşalım:
Sorun konuşulacak aşamayı çoktan geçti. Çözülmesi gereken aşamadaydı.
Bir şehir düşünün;
On binlerce öğrencisi var, ekonomisi büyük ölçüde onlara bağlı…
Ama o öğrenciler sabah okula giderken çamurla, çukurla, riskle mücadele ediyor.
Bu sadece yol sorunu değildir.
Bu, şehrin üniversiteye bakış açısının aynasıdır.
Şimdi herkes şapkasını önüne koymalı…
Evet, koysun ama gerçekten sorsun:
Bu öğrenciler bu şehrin misafiri mi, yoksa geleceği mi?
Üniversite bu şehrin yükü mü, yoksa değeri mi?
Sorunlar büyüyünce mi harekete geçilecek, yoksa ortaya çıkar çıkmaz mı?
Çünkü gerçek şu:
Geciken her çözüm, büyüyen bir sorundur.
Ve bu sorunlar en çok da sesi en az çıkanları, yani öğrencileri vurur.
Eğer bugün hâlâ çözüm yoksa, bunun adı ihmaldir.
Eğer yarın da olmazsa, bunun adı artık alışkanlık olur.

