Yumruğun Konuştuğu Bir Ülke
Mehmet BAKIR
Ülkenin neresine bakarsanız bakın; kavga, cinayet, şiddet… Artık istisna değil, sıradan haberler hâline geldi. Sokakta, okulda, hastanede, statta… Yetmedi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bile yumruklar havada uçuşuyor.
Peki soralım: Bu toplum nereye gidiyor?
Her yeni olaydan sonra aynı cümleleri duyuyoruz:
“Ceza yasaları sertleşti”,
“Yeni düzenlemeler geliyor”,
“Caydırıcılık artacak.”
Ama sonuç ortada. Suç azalmak bir yana, şiddet daha da pervasızlaşıyor. Çünkü sorun yasa eksikliği değil; adalet duygusunun çökmesi.
Bugün sokaktaki adam şunu düşünüyor:
“Yapsam da bir şey olmaz.”
Mağdur olan ise şunu:
“Zaten hakkımı arasam da sonuç alamam.”
İşte bu iki düşünce birleştiğinde hukuk geri çekiliyor, öfke sahneye çıkıyor.
Geçim derdi belini bükmüş, gelecek umudu kalmamış, psikolojisi tükenmiş milyonlarca insan var. Ekonomik baskı sadece cebimizi değil, tahammül sınırlarımızı da boşalttı. İnsanlar artık dinlemiyor, anlamıyor; sadece patlıyor. En küçük tartışma, ölümle sonuçlanabiliyor.
Bir de yukarıya bakın. Siyasetin dili sert, kutuplaştırıcı ve kavgacı. Hakaret normalleşmiş, ötekileştirme sıradanlaşmış. Meclis’te yumruk atılan bir ülkede, sokaktaki gencin bıçak çekmesine kim şaşırabilir?
Toplum, yöneticilerinin dilini taklit eder. Yukarıda kavga varsa aşağıda şiddet olur.
Eskiden ayıp vardı, utanma vardı, “el âlem ne der” kaygısı vardı. Mahalle vardı, büyük sözü vardı. Bugün herkes yalnız, herkes öfkeli, herkes gergin. Değerler dilde kaldı, hayatta karşılığı kalmadı.
En tehlikelisi şu:
İnsanlar artık konuşarak çözüm bulacağına inanmıyor.
Derdini anlatamayan bağırıyor,
Bağırınca duyulmayan vuruyor,
Vurunca görünür oluyor.
Bu bir toplumsal alarmdır.
Eğer adalet gerçekten işlemezse,
Eğer güçlü olanın haklı sayıldığı algısı kırılmazsa,
Eğer siyaset dilini düzeltmezse,
Eğer insanlar insanca yaşama umudunu yeniden kazanmazsa…
Yumruklar daha çok konuşur.
Ve yumruğun konuştuğu yerde akıl susar, hukuk susar, vicdan susar.
Bir toplum, şiddeti normalleştirdiği gün çürümeye başlar.
Biz o eşiği çoktan geçtik mi, asıl mesele budur.
