

Bir şehrin kimliği, geçmişinden izler taşır. O izler silindikçe şehir de sıradanlaşır, ruhunu kaybeder. Bugün dönüp baktığımızda, ne yazık ki tarihi eserlerimize gereken hassasiyeti gösterdiğimizi söylemek pek mümkün değil.
Denetim var mı? Kağıt üzerinde var. Peki sahada? İşte asıl soru burada başlıyor. Tarihi yapıların hangi amaçla kullanıldığı, nasıl korunduğu, kimler tarafından ne şekilde müdahale edildiği yeterince kontrol ediliyor mu? Görünen o ki, bu denetimler ya yetersiz ya da göz ardı ediliyor.
Tarihi dokulara zarar verenlere yönelik yaptırımların caydırıcı olup olmadığı da tartışmalı. Çünkü ortada açık bir gerçek var: Eğer cezalar ve denetimler yeterli olsaydı, bugün bu manzaralarla karşılaşmazdık. Tarihi bir yapı; gelişi güzel kullanım, özensizlik ve bilinçsizlik nedeniyle adeta kaderine terk edilmiş durumda.
Burası Şıracılar Çarşısı’nın ön tarafı… Ve karşımızda duran tablo, sadece bir binanın değil, aslında bir anlayışın yansıması. Tarihe saygı mı, yoksa umursamazlık mı? Sorunun cevabı gözümüzün önünde.
Unutulmamalıdır ki, tarihi eserler sadece taş ve duvardan ibaret değildir. Onlar bir milletin hafızasıdır. O hafızayı hoyratça harcamak ise geleceğe bırakılacak en büyük yoksunluktur.
Yetkililere düşen görev açık: Daha sıkı denetim, daha net yaptırımlar ve en önemlisi bu şehrin değerlerine sahip çıkan bir irade. Aksi halde, her geçen gün biraz daha geçmişimizi kaybetmeye devam edeceğiz.

