hava
DOLAR %
EURO %
GRAM ALTIN %
ÇEYREK A. %
BITCOIN %
SON DAKİKA
Google News

SİYASETÇİ, OLUMSUZ VE EKSİK YÖNLERİYLE SORGULANMAYA BAŞLAR.

Son Güncelleme :

31 Ocak 2023 - 12:27

/ 242 kez okundu.
SİYASETÇİ, OLUMSUZ VE EKSİK YÖNLERİYLE SORGULANMAYA BAŞLAR.

Mehmet BAKIR

Siyaseti bilen insanın amacı, hedefi olur…
Fakat…
Siyaseti bilen insan aynı zamanda hedefini belli etmeyen insan olarak kendisini gizemli hale sokar…
Akıllı siyasetçi “Ben şuraya talibim” asla demez.
Bütün çabası, hedefindeki koltuğun kendisine teklif edilmesinin şartlarını oluşturmaktır…
Çünkü…
Siyaseti bilen insan bir göreve talip olduğunu açık açık ortaya koyduğunda, kendisine engel olmak isteyenlerin mutlaka çıkacağını, bunların bir araya gelmesiyle, karşısında yeni bir olmuşumun ister istemez mimarlığını yapacağını ve bu oluşumun da hedefine ulaşmada kendisine engel çıkartacağını hesap eder.
Durup dururken kendisine bir cephe açmayı da istemez anlayacağınız.
O yüzden…
Hedefini açık etmeyen ama partide ve kamuoyunda ismini muhtemel ve potansiyel adaylar arasında sürekli geçirebilmeyi başarabilen siyasetçiler, aslında iyi siyasetçilerdir…
Teklif daha çok bu siyasetçilere götürülür.
Görev daha çok bu tip siyasetçilere verilir.
Bu tespiti o, bu, şu için yapmış değilim.
Sadece siyasette işin mantığının bu yönde işlediğini ortaya koymak için yazıyorum…
Kaldı ki…
Bugüne kadar bu söylediklerimin siyasetteki örneklerine çok defa şahit olduk.
Sonuç olarak diyorum ki:
Siyasette hedef açıklamak, zor ve meşakkatli, aynı zamanda sonucu genelde hayal kırıklığı ile biten bir yoldur…
Hedef ilan etmeden alternatifsiz olmanın ortamını sağlayabilmek ise hem daha az çaba gerektiren hem de başarılı sonuçları tescil edilmiş bir yoldur…
Şu da bir gerçektir ki:
Siyasetçi hedefini açıkladığı andan itibaren genelde olumsuz ve eksik yönleriyle sorgulanmaya başlar…

Dalkavuk,  “Abi benim hakkımı vermedin”

Eskiden kahveler, mahallelerde bulunan taştan yapılmış büyük havanlarda dövülüp, öğütülürmüş.
Burada kahve övütme işini kahve dövücüler yaparmış.
Yine bir gün kahve dövücüler, ağır tokmakları havandaki kahve tanelerine indirip kaldırırken işsiz bir delikanlı karşılarına geçip onları izlemeye koyulmuş.
Kahve dövücüler, tanelere tokmakları indirdikçe “hınk” diye ses çıkarıyormuş.
Delikanlı da geçmiş havanın başına, dövücüler ne zaman tokmağı indirse “Hınk” demeye başlamış.
Kahvenin öğütülmesi bitince kahvesi öğütülen müşteri parasını vermiş gitmiş.
Delikanlı kahve dövücüsünün yanına sokularak “Abi benim hakkımı vermedin” demiş.
Kahveci şaşırmış: “Ne hakkı yahu?”
Delikanlı: “Ne hakkı olacak abi, sabahtan beri tokmağı her indirdiğinde “Hınk” diyerek sana güç veriyorum, işini kolaylaştırıyorum, emeğimin karşılığını ver!”
İşte o günden bu yana, birinin yaptığı bir işi dalkavukluk ederek destekleyen, aslında hiçbir iş yapmayan kişiler için kullanılmaya başlanmış bu deyim.
Şu sıralar bu deyimi haklı çıkartacak sayısız olayla karşılaşıyoruz.
Özellikle de siyasette…
Özellikle de, hem iktidar partisi hem de belediyelerin çevresinde.
İktidarın ve belediyelerin yaptığı her işi, işin doğru ya da yanlış olduğuna bile bakmaksızın sırf “dalkavukluk” olsun diye destekleyen, hiçbir iş yapmayıp, yapmaya da niyeti olmayan, fakat yaptığı dalkavukluk karşılığında bir çıkar elde etmeyi bekleyen çok sayıda insan var.
Yani…
Bir anlamda “Kahve dövücüsünün hınk deyicileri” var.
İktidar partisini yönetenlerin de belediye başkanlarının da  önce bu çevresini saran dalkavuklardan kurtulması gerekiyor.
Çünkü…
Bu dalkavuklar, işi yapandan daha çok iş yaptığını, gücü elinde bulunandan daha çok o gücü kullandığını her fırsatta ortaya koyuyor.
Hem de dalkavukluk haricinde  hiçbir iş yapmamasına rağmen

Sana yakıştı mı bu ağam?

Zengin ve ikram seven ağanın konağına bayramda önce bir molla gelmiş, peşinden de Bektaşi… Ağa ikisini de ağırladıktan sonra ocak başında kahvelerini içerken mollaya sormuş:
– Tütün içer misiniz?
– Estağfurullah, mekruhtur!
– Ya içki?
– Aman efendim haramdır, hiç olur mu?
– Ya kadınlarla ilişkiniz?
– Hiç olur mu, biz harama uçkur çözmeyiz!
– Saz, çalgı, musiki?
– Tövbe tövbe! Bunları, bana sorarak günaha giriyorsunuz.
Ağa, Bektaşi’ye dönmüş, aynı soruları ona da sormuş, Bektaşi her soruya;
– Eyvallah imanım, emrin olur! diye cevap vermiş…
Yemek bitmiş, misafirler yola çıkarlarken ağa onlara diş kirası vermiş. Mollaya bir altın, Bektaşi’ye de elli altın. Bunun üzerine Molla itiraz etmiş:
– Böyle bir kâfir adama elli altın, bana bir altın veriyorsun. Sana yakıştı mı bu ağam?
Ağa gülmüş;
– Onun masrafı ağır be Molla!

 

YORUM ALANI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.