
Mehmet BAKIR/ Özel Haber
Sivas’ta yine bildik bir manzara…
Testere sesleri yükseliyor, çam ağaçları birer birer devriliyor. Gerekçe hazır: “Yeni bina yapılacak.”
Peki gerçekten mesele bu kadar basit mi?
En az 50 yıllık çam ağaçlarından söz ediyoruz. Yarım asırdır o toprağa kök salmış, nice kışlar görmüş, nice yazlara gölge olmuş ağaçlardan…
Bir kalemde siliniyor.
Neden?
Çünkü en kolay yol bu.
Oysa kimse şu soruyu sormuyor:
Bu şehirde eski, tek katlı, ekonomik ömrünü tamamlamış binalar yok mu?
Var. Hem de fazlasıyla var.
Yıkıp yerlerine çok katlı yapılar inşa etmek mümkün değil mi?
Elbette mümkün.
Ama mesele çözüm üretmek değil…
Mesele, en kısa yoldan en yüksek kazancı elde etmek olunca; doğa, ağaç, yeşil alan kimsenin umurunda olmuyor.
Birileri kazanıyor…
Ama şehir kaybediyor.
Bugün kesilen o çam ağaçları sadece birer bitki değil.
Onlar bu şehrin nefesi, hafızası, sessiz tanıklarıydı.
Şimdi soruyorum:
Betonun gölgesi, bir çam ağacının yerini tutar mı?
Bir binanın duvarı, kuşlara yuva olabilir mi?
Ya da kaybedilen o doğallık, geri gelir mi?
Cevap belli.
Bu şehir büyümüyor…
Bu şehir, kendi özünü kaybediyor.
Ve ne acıdır ki, biz bunu sadece izliyoruz.
