

Mehmet BAKIR
Bazı insanlar vardır; koltuğa oturduğu gün aynaya son kez insan olarak bakar. Ertesi gün artık “makam” olmuştur. İsmi silinir, unvanı konuşur. Kendisini o makama layık gören iradeyi değil, makamı kendi kişisel zaferi zanneder. İşte o an başlar güç sarhoşluğu.
Ne oldum deliliği dediğimiz hastalık tam da budur. Dün birlikte yürüdüğü insanlara bugün yukarıdan bakmak… Aynı masada çay içtiklerine bugün mesafe koymak… Yetkiyi, sorumlulukla değil tahakkümle karıştırmak…
Tek bir yönetici pozisyonuyla her yeri idare edebileceğini sananlar çıkar. Amirine kafa tutmayı cesaret, astına bağırmayı otorite zanneder. Kurumun düzenini değil, kendi egosunu korumaya çalışır. Oysa gerçek yönetici bilir ki; kurum disiplinle ayakta kalır, korkuyla değil.
“Güç” sandıkları şey aslında onların en zayıf tarafıdır. Sürekli kontrol etme ihtiyacı, herkese müdahale etme arzusu, gizli kapaklı yürütülen işler… Bunların hiçbiri kuvvet göstergesi değildir. Tam tersine, özgüven eksikliğinin dışa vurumudur. Çünkü güçlü insan şeffaftır. Hesap verebilir. Yanlış yapmaktan korkmaz ama yanlışta ısrar etmez.
Makamı kişisel çıkar için kullananlar, devleti ya da kurumu temsil ettiklerini unuturlar. Devletin gücünü kendi egosuna yedekleyenler, aslında o gücü taşıyacak karaktere sahip olmadıklarını her gün yeniden ilan ederler. Bağırarak, korkutarak, sindirerek, sağa sola sürerek ayakta kalmaya çalışanların ortak özelliği şudur: Korktukları için korkuturlar.
Bir de işin ahlaki boyutu vardır. Kurum içinde adaleti bozup, liyakati hiçe sayıp, sadakati ehliyetten üstün tutan anlayış; sadece bir kurumu değil, bir toplumsal düzeni çürütür. Aile ortamı kalmamış, güven duygusu zedelenmiş bir yerde başarı beklemek hayaldir.
Makam ve koltuğun gücünü kullanarak her türlü ahlaksızlığı yaparlar. Bazı bayanlara yeşil ışık yakıp elde etmek için de olmadık vaatlerde bulunurlar. Bu tipler uçkuruna düşkün, hayvan gibi yaşamayı tercih edenlerdir.
Unutulmaması gereken basit bir gerçek var:
Makam geçicidir.
İmza yetkisi devredilir.
Kapıdaki isimlik değişir.
Ama insanların hafızası değişmez.
Gerçek güç; adaletle yönetebilmek, eleştiriye tahammül gösterebilmek ve koltuktan kalktığında da saygı görebilmektir. Koltuk varken selam alıp, koltuk gidince yalnız kalanlar; aslında hiçbir zaman güçlü olmamışlardır.
Güç budalalığı bir tercihtir.
Onurlu kalmak ise bir karakter meselesi.

