

Mehmet BAKIR
Devlet diyor ki: “Cezanı çektin, borcunu ödedin.”
Ama aynı devlet, arkasından bir cümle daha fısıldıyor: “Ama biz sana hâlâ güvenmiyoruz.”
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 12. maddesi tam da bunu söylüyor.
Kâğıt üzerinde “hukuk”, gerçekte ise ömür boyu süren bir gölge…
Bir insan düşünün…
Hatasını yapmış, cezasını çekmiş, belki yıllarca sabretmiş.
Hayata yeniden tutunmak istiyor. İş bulmak istiyor. Yuva kurmak istiyor.
Ama karşısına her defasında aynı duvar çıkıyor: Adli sicil kaydı.
Ve sistem diyor ki:
“Bekle… 15 yıl bekle. Hatta bazı durumlarda 30 yıl bekle!”
Sormak lazım:
Bu bir hukuk düzeni mi, yoksa modern çağın sivil infazı mı?
Cezayı mahkeme verir.
Ama bizde ceza bitmez. Uzatılır… Sessizce, görünmez şekilde, ama acımasızca.
Topluma kazandırmaktan söz ediyoruz.
Islah diyoruz. Rehabilitasyon diyoruz.
Peki hangi rehabilitasyon, insanı 15 yıl boyunca “potansiyel suçlu” olarak damgalayarak olur?
Bugün bir gencin önüne 15 yıl koymak demek, onun hayatının en verimli dönemini çöpe atmak demektir.
İş bulamayan, sürekli reddedilen, her kapıdan geri çevrilen bir insanın tekrar suça yönelmesini mi istiyoruz?
Sonra dönüp “Neden suç oranları düşmüyor?” diye soruyoruz.
Çünkü biz affetmiyoruz.
Çünkü biz unutmuyoruz.
Çünkü biz ikinci şansı kâğıt üzerinde verip, hayatta geri alıyoruz.
Açık konuşalım:
Bu düzen adalet üretmiyor, çaresizlik üretiyor.
Eğer bir insan cezasını çekmişse, devletin görevi onu yıllarca izlemek değil, topluma geri kazandırmaktır.
Bu da 15 yıl, 30 yıl gibi sürelerle değil; makul, insani ve gerçekçi bir yaklaşımla olur.
Evet, süreler düşürülmelidir.
Evet, 5 yıl makul bir başlangıçtır.
Ve evet, bu bir lütuf değil; adaletin gereğidir.
Çünkü adalet sadece cezalandırmak değildir.
Adalet, yeniden başlama hakkını da koruyabilmektir.
Aksi halde biz hukuk devleti değil, hatayı ömür boyu cezalandıran bir sistem oluruz.


