Kendisini uluslararası jandarma sanan ABD, ne zamandır dünyayı kendi çiftliği, devlet başkanlarını da kendi mahkemesinin sanıkları gibi görmeye başladı. Ne yetkisi var, ne hukuki meşruiyeti… Ama elinde dolar var, ambargo var, tehdit var. Yetiyor mu? Yetiyor!
ABD’nin ne rejim değiştirme hakkı var ne de başka ülkelerin liderlerini yargılama yetkisi. Ama buna rağmen istediği ülkeye “diktatör”, istemediğine “meşru lider” etiketi yapıştırıyor. Kimin başkan olacağına, kimin devrileceğine Washington karar veriyor. Sandık, halk iradesi, uluslararası hukuk mi? Hikâye!
Irak’ta “kitle imha silahı” dediler, yalan çıktı.
Libya’da “demokrasi” dediler, ülkeyi mezarlığa çevirdiler.
Suriye’de “özgürlük” dediler, milyonlarca insanı mülteci yaptılar.
Venezuela’da sandıktan çıkan başkanı tanımadılar, muhalifi başkan ilan ettiler.
Rusya’ya, Çin’e, İran’a parmak sallarken de kendilerini dünyanın savcısı zannettiler.
ABD’nin adaleti petrol kokar.
Demokrasisi çıkar kadar yaşar.
İnsan hakları ise sadece işine geldiğinde hatırlanır.
Bugün hedefte Putin var, Xi var, Hamaney var, Maduro var. Dün Kaddafi vardı, Saddam vardı. Hepsinin ortak noktası neydi biliyor musunuz? ABD’ye biat etmemeleri.
Bu ülkede mahkeme kurup başka ülke liderlerini yargılayamazsın.
Bu dünyada istediğin rejimi deviremezsin.
Ama ABD bunu yapıyor. Çünkü karşısında susan bir dünya var.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Hukukun yerini güç aldığında, yarın hedefte kimin olacağını kimse bilemez. Bugün başkalarına yapılan, yarın başkasına yapılır. Çünkü emperyalizm dost tanımaz, sadece çıkar tanır.
ABD’nin sorunu demokrasi değil.
ABD’nin derdi insan hakları hiç değil.
ABD’nin tek bir dini var: çıkar.
Ve bu düzen sürdükçe, dünyada adalet değil kaos büyür.
ABD’NİN HADDİ NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER?
