

Mehmet BAKIR
Sendika kurmak, sendikaya üye olmak ya da sendikal faaliyet yürütmek anayasal bir haktır. Hiç kimse, bu hakkı kullandığı için baskıya uğramamalıdır.
Son günlerde Öz Belediye-İş Sendikası yöneticileri ve üyelerinden peş peşe gelen iddialar ise oldukça dikkat çekici. İddiaya göre bazı çalışanların çalışma saatleri değiştiriliyor, farklı birimlere gönderiliyor ve sendikal faaliyetlerinden dolayı çeşitli baskılarla karşı karşıya bırakılıyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, sormak gerekir:
Vay, sendikayı kuran sen misin?
Çalışanların hangi sendikaya üye olacağına kim karar veriyor? Bir işçinin anayasal hakkını kullanması neden bazılarını bu kadar rahatsız ediyor?
Sendikal tercih yüzünden görev yeri değiştiriliyorsa, çalışma düzeni cezalandırma amacıyla kullanılıyorsa bunun adı yönetim değil, baskıdır. Böyle bir anlayış ne çalışma barışına hizmet eder ne de kurum kültürüne.
Elbette iddiaların muhataplarının da açıklama yapma hakkı vardır. Kamuoyu, hem çalışanların anlattıklarını hem de kurum yönetiminin vereceği cevabı duymayı hak ediyor.
Çalışanlar çözüm bekliyor. Sessizlik değil, şeffaflık istiyor. Baskı iddialarının bağımsız şekilde incelenmesini ve varsa hukuka aykırı uygulamaların sona erdirilmesini talep ediyor.
Kimse unutmasın; sendikal haklar bir yöneticinin lütfu değil, hukukun güvence altına aldığı temel haklardır. Bu hakları kullanan insanları sindirmeye çalışmak, sadece çalışanları değil, hukuk devletini de yıpratır.
Şimdi gözler iddiaların muhataplarında. Kamuoyu şu sorunun cevabını bekliyor:
Bu iddialar doğru mu, değil mi?

