

Mehmet BAKIR
Söz dediğin, ağızdan çıktığı an insanın omzuna yüklenen bir sorumluluktur. Dostluk dediğin de tam orada başlar aslında; verilen sözün tutulduğu yerde, samimiyetin sınandığı anda.
Ama ne yazık ki bu zamanın terazisi başka tartıyor. Sözler kolay veriliyor, zor unutuluyor; fakat en kolay vazgeçilen şey yine o sözler oluyor. Menfaatin gölgesi düştüğü an, nice “asla”lar buhar olup uçuyor. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirine yabancı kalabiliyor.
Yine de insanın içinde bir yer var ki, orası inatla aynı şeyi söylüyor:
Varsın dostluklar baki kalsın…
Belki gerçekten kalan dostluk değil; hatırası, kırıntısı, ya da bizim ona yüklediğimiz anlamdır. Ama insan, ihaneti bile bazen dostluğun hatırına sineye çekebiliyor. Çünkü bazı bağlar, ne kadar zedelense de tamamen kopmuyor.
Sözünün arkasında duranlar azaldıkça, o insanların değeri daha da artıyor. Belki de mesele herkesin sözünde durması değil; kimin durduğunu unutmamak.
Ve günün sonunda insan şunu kabulleniyor:
Herkes kendi yoluna, kendi hesabına…
Ama yine de içinden bir ses eksilmiyor:
Dostluklar baki kalsın…


