
Mehmet BAKIR
Birini gözaltına almak için gerçekten en “uygun” an, sevgilisiyle otele gittiği an mıydı?
Eğer öyleyse, burada hukuk değil başka hesaplar devrededir.
Devletin görevi suçla mücadele etmektir, insanların özel hayatını teşhir etmek değil. Suç şüphesi varsa gereği yapılır. Ama o “gereğin” ne zaman ve nasıl yapılacağı, aynı zamanda devletin ciddiyetini de ortaya koyar. Delilin varsa alırsın. Beklemenin tek açıklaması vardır: görüntü vermek, algı oluşturmak, itibarı zedelemek.
Çünkü mesele sadece gözaltı değil…
Mesele, o gözaltının nasıl sunulduğu.
Bir insanın sevgilisiyle bir otelde olması suç değildir. Bu, en temel haliyle özel hayattır. Ama siz bunu özellikle seçip servis ediyorsanız, artık adli işlem yapmıyorsunuz; toplumsal infazın düğmesine basıyorsunuz.
Peki ne oluyor sonra?
Henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm yokken, kişi toplumun gözünde mahkûm ediliyor. Ailesi, çevresi, itibarı… Hepsi bir gecede yerle bir ediliyor. Ve en acısı, eğer o kişi suçsuz çıkarsa, kimse dönüp “özür dileriz” demiyor.
Hukuk, insanı korumak için vardır.
Mahremiyet ise insanın son sığınağıdır.
O sığınağa girip kapıyı kırarsanız, geriye sadece korku kalır. Ve korkunun olduğu yerde ne adalet olur ne de güven.
Şunu açıkça söylemek gerekiyor:
Kamu yararı olmayan hiçbir özel hayat detayı kamuya servis edilemez.
Aksi halde bu, habercilik değil; düpedüz teşhirdir.
Bu da ne hukukla ne de vicdanla açıklanabilir.
Unutulmamalıdır ki;
Bugün alkışlanan bu yöntemler, yarın herkes için tehdit haline gelir.
Çünkü mahremiyet bir kez delinirse, artık kimse güvende değildir.