


Gençler bir tarafa, “hayaller ülkesi” denilerek parlatılan Amerika’ya gitmek için can atan insanları yıllardır dikkatle izliyorum. Bu konuda her fırsatta konuşuyorum, yazıyorum. Çünkü bu sözler kulaktan dolma değil; 26 yıllık bir birikimin, yaşanmışlıkların sonucudur.
Amerika’ya gidenlerin büyük bir kısmı, anlatıldığı gibi bir refaha değil, ağır bir belirsizliğin içine düşüyor. İşsizlik, barınma sorunu, güvencesiz çalışma koşulları ve insanı tüketen yalnızlık… Gitmeden önce kimse bunları anlatmıyor. Sosyal medyada paylaşılan birkaç “mutlu fotoğraf”, gerçeğin üzerini örtmeye yetiyor.
Asıl mesele ise maddiyatın ötesinde. İnsan, gurbette sadece işini değil, kimliğini de kaybediyor. Farklı bir kültür, yabancı bir dil ve hızla yaşanan bir kültürel erozyon… Kendi değerlerinden uzaklaşan birey, zamanla ne ait olduğu yeri hatırlayabiliyor ne de yeni bir yere tutunabiliyor. Birçok kişi için Amerika, özgürlük değil; sessiz bir yalnızlık oluyor.
Gençlerimize “gidin” demek kolay. Asıl zor olan, gerçeği söylemek. Herkesin Amerika’da başarı hikâyesi yazmadığını, hatta çoğunun hayal kırıklığıyla mücadele ettiğini açıkça dile getirmek gerekiyor. Çünkü orada kazanılan para, kaybedilen yılları ve yitirilen değerleri telafi etmiyor.
Amerika bir hayal olarak pazarlanıyor olabilir. Ama gerçekler, bu hayalin çoğu zaman ağır bir bedeli olduğunu gösteriyor. Gidenler bunu yaşayarak öğreniyor, kalanlar ise çoğu zaman sonradan fark ediyor.










