
Mehmet BAKIR
Okullar gerçekten eğitim yuvası mı, yoksa vitrin süsü mü?
Bugün en çok sorulması gereken soru bu.
Çünkü ortada garip bir tablo var: Açılış var, öğrenci hazır. Ziyaret var, öğrenci hazır. Protokol geliyor, öğrenciler sıraya dizilmiş. Alkış hazır, slogan hazır, görüntü hazır… Peki ya eğitim?
Eğitim nerede?
Okulların asli görevi çocuklara bilgi vermek, düşünmeyi öğretmek, hayata hazırlamak değil miydi? Ne zaman bu görev ikinci plana atıldı da “görüntü verme” telaşı birinci sıraya yerleşti?
Artık bazı okullarda ders programından çok “organizasyon programı” işliyor. Hangi gün kim gelecek, hangi etkinlikte kaç öğrenci lazım, kim nerede duracak… Adeta bir koreografi hazırlanıyor. Öğrenci ise bu senaryonun figüranı.
Sormak gerekiyor: Bir öğrencinin dersten koparılıp saatlerce bir açılışta bekletilmesi kime ne kazandırıyor? Bir çocuğun eğitimi mi önemli, yoksa bir fotoğraf karesi mi?
Daha acısı şu: Bu durum o kadar normalleşmiş ki artık kimse yadırgamıyor. Veliler sessiz, öğretmenler mecbur, yöneticiler alışmış…
Ama unutulan bir şey var: O öğrencilerin kaybettiği her dakika, geri gelmeyecek bir zamandır.
Eğitim; alkışla, kurdeleyle, protokolle ölçülmez. Eğitim; sınıfta, kitapla, sorgulamayla, emekle olur.
Eğer okullar vitrine oynamaya devam ederse, yarın o vitrinin arkasının ne kadar boş olduğu çok daha acı bir şekilde ortaya çıkar.
Artık şu soruya dürüstçe cevap vermek zorundayız: Biz çocuk yetiştiriyor muyuz, yoksa görüntü mü?
Ve asıl mesele şu: Bu yanlıştan ne zaman dönülecek?