

Kahvehaneler Doluysa, Bir Şeyler Boştur
Sokaklara bakın. Cafeler dolu, kahvehaneler dolu, nargile dumanı gökyüzüne karışıyor. Günün her saati aynı manzara. Peki kim bu insanlar? Bu kadar boş vakti nereden buluyorlar?
Cevap acı ama net: Bu ülkede boş gezenlerin sayısı artıyor, üretim düşüyor, umut azalıyor.
Kimse kusura bakmasın, bunu romantize edecek değiliz. “Gençler sosyalleşiyor”, “insanlar stres atıyor” masallarıyla gerçek örtülmez. Bir toplumda çalışması gereken yaş grupları günün büyük bölümünü kahvehanelerde geçiriyorsa, orada ciddi bir ekonomik ve sosyal arıza vardır.
İşsizlik sadece cebin boş kalması değildir.
İşsizlik; zihnin boş kalmasıdır.
İşsizlik; hedefin kaybolmasıdır.
Boş kalan zihin ise tehlikelidir. Bu, yıllardır bilinen bir gerçektir.
Bugün yaşanan birçok kavganın, suçun, toplumsal gerilimin arkasında sadece “kötü niyet” yok. Amaçsızlık var, sahipsizlik var, üretimsizlik var. İnsan çalıştığında sadece para kazanmaz; disiplin kazanır, sorumluluk kazanır, hayata tutunur.
Elbette mesele sadece “iş bulun, herkes çalışsın” kadar basit değil. Ama şu da bir gerçek:
Çalışan insanın suça bulaşma ihtimali, günü boş geçen insana göre çok daha düşüktür.
Burada asıl soru şu:
Bu tabloyu kim normalleştirdi?
Genç yaşta üretimden kopan bir nesil büyüyor. Diplomalı işsizler bir yanda, mesleksiz gençler diğer yanda… Bir tarafta “iş yok” diyenler, diğer tarafta “çalışacak eleman bulamıyoruz” diyen işletmeler.
Demek ki sorun sadece işsizlik değil; plansızlık, yönsüzlük ve sistemsizlik.
Ama ne olursa olsun, şunu kabullenmek zorundayız:
Bir toplum kahvehanelerde çoğalıyorsa, üretimde azalır.
Üretimde azalan toplum ise geleceğini kaybeder.
Artık kimse topu taca atmasın.
Bu mesele sadece ekonominin değil, aynı zamanda toplumun bekası meselesidir.
İnsanları çalıştıracak, üretecek, hayata bağlayacak bir düzen kurulmadan;
ne suç biter,
ne huzur gelir,
ne de o dolup taşan kahvehaneler boşalır.

