
Mehmet BAKIR
Bir ülkenin eğitim seviyesi, sadece okuma yazma oranıyla ölçülmez; o ülkenin nasıl yönetildiğini, yönetenlerin ne kadar denetlendiğini ve toplumun neye razı olduğunu da belirler. Eğitim yükseldikçe yönetim biçimi değişir; düşerse, yönetim tek sesli hale gelir.
Eğitimli toplumlar soru sorar. Neden der, nasıl der, kim yaptı der. Bu sorular arttıkça iktidar alanı daralır, keyfîlik azalır. Çünkü bilen insan itaat etmez; aklını kullanır. Hak ile lütuf arasındaki farkı bilir, verilenle yetinmez, hakkını ister.
Eğitimin zayıf olduğu toplumlarda ise tablo tersine döner. Sorgulama yerini kabullenişe bırakır. Yönetim, denetlenmediği için sertleşir; eleştiri düşmanlık, itiraz ihanet olarak yaftalanır. Biat kültürü gelişir, liyakat geri çekilir. Böyle bir düzende yönetenler güçlenir, kurumlar zayıflar.
Bu yüzden eğitim meselesi, bir bütçe kalemi ya da istatistik konusu değildir; doğrudan bir yönetim meselesidir. Eğitimi güçlü olan ülkelerde hukuk işler, kurumlar ayakta durur, iktidarlar gelip geçicidir. Eğitimi ihmal edilen ülkelerde ise kişiler kalıcı, sistemler kırılgandır.
Bugün ülkelerin kaderini belirleyen şey ne yeraltı kaynaklarıdır ne de coğrafi konumlarıdır. Asıl belirleyici olan, düşünen birey yetiştirip yetiştiremedikleridir. Çünkü düşünen bireyler çoğaldıkça, yönetim biçimi de mecburen değişir.
Özetle; bir ülkenin eğitim seviyesi neyse, yönetimi de odur. Cehaletin hâkim olduğu yerde demokrasi vitrin olur; eğitimin hâkim olduğu yerde ise yönetim halka hesap vermek zorunda kalır.
Son söz: Eğitim düşerse biat artar; eğitim yükselirse sorgulayan toplum, hesap veren yönetim doğar.