
Bunun adı iyimserlik falan değil… Düpedüz gerçeği görmezden gelmek.
Bir ülke düşünün; “güçlüyüz” diye diye halkını fakirleştiriyor. “Ekonomimiz şahlanıyor” masalları anlatılırken, vatandaş pazarda fileyi yarım dolduramaz hale geliyor. Bugün gelinen noktada ne akaryakıt fiyatlarını savunacak bir izah var, ne dövizin geldiği seviyeyi açıklayacak bir akıl kalmış durumda.
Evet, dünyada kriz var. Evet, Rusya-Ukrayna Savaşı gibi büyük sarsıntılar yaşandı. Ama kusura bakmayın; aynı dünyada yaşayan herkes bu kadar fakirleşmedi. Aynı ateş herkesi yakıyor ama bizde yangın yerine dönmüş durumda.
Sorun sadece dışarıda değil. Asıl sorun içeride.
Ekonomi yönetimini “inatla” değil, “akıl ve bilimle” yönetmeniz gerekir. Siz kuralları yok sayarsanız, piyasa da sizi yok sayar. Siz güven vermezseniz, para kaçar. Para kaçarsa döviz fırlar, döviz fırlarsa hayat pahalanır. Bu kadar basit.
Peki ya o büyük laflar?
“Hani istihbaratta güçlüydük?”
“Hani her şey kontrol altındaydı?”
“Hani kimse bizimle boy ölçüşemezdi?”
Bugün geldiğimiz noktada vatandaşın cebine bakıyoruz… Ortada güç değil, ciddi bir zafiyet var. Çünkü güçlü devlet, vatandaşını ezdirmez. Güçlü ekonomi, halkını yoksullaştırmaz.
Ve en kritik soru:
Bu tablonun sorumlusu kim?
Cevap net ama kimse yüksek sesle söylemek istemiyor:
Bu ülkeyi yönetenler.
Karar alanlar.
Yanlışta ısrar edenler.
Elbette küresel etkiler var. Elbette dış baskılar var. Ama kendi evinizin içini siz toparlayamıyorsanız, suçu sürekli dışarıda aramak sadece günü kurtarır, yarını değil.
Bugün Türkiye’de insanlar çalıştıkça fakirleşiyor. Bu, ekonomik krizden öte bir yönetim sorunudur.
Ve unutulmasın:
Halkın sabrı, ekonomiden daha hızlı tükenir.
DOLAR
EURO
İNG. STERLİNİ
İSV. FRANGI
KAN. DOLARI
ÇEYREK ALTIN
BITCOIN