

Mehmet BAKIR
Belge Varsa Cevap da Olmalı!
Son günlerde sıkça belediye başkanı Adem Uzun’dan duyduğumuz bir cümle var:
“Belge olmadan haber yapılmaz. Belge yoksa dedikodu olur”
Doğru… Gazetecilik dedikoduyla değil, bilgiyle, görüşerek, iddia sahiplerini dinleyerek ve belgeyle yapılır. Buna itiraz eden olmaz.
Ancak aynı ilke, kamu görevini yürütenler için de geçerlidir.
Sayın Başkan, madem “belge” diyorsunuz, o halde kamuoyunun merak ettiği iddiaları belgeleriyle çürütmek de sizin göreviniz değil midir?
Sayın Fehmi Taştan’a yönelik iftiralarda bulunmak kolaydır. Zor olan ise kamuoyunun önüne çıkıp iddialara tek tek cevap vermektir.
Üstelik o görüşmeler sırasında yalnızca Sayın Taştan’a yönelik sözler değil, kamuoyunda konuşulan 300 milyon liralık rant iddiasına ilişkin belgeler de masadaydı. O konuşmaları yeniden dinlerseniz bunu siz de göreceksiniz.
Peki neden o belgelere değinmediniz?
Neden kamuoyunu tatmin edecek açıklamalar yapmak yerine konuyu kişiselleştirerek farklı bir yöne çekmeyi tercih ettiniz?
Daha da önemlisi, kayınbiraderiniz ve Ons Cephe hakkında kesildiği belirtilen cezalarla ilgili belgeler de ortadayken neden sessiz kalıyorsunuz?
Belgeyle ispat edildiği ileri sürülen bir konuda açıklama yapmaktan kaçınırken, gazetecilere “Belgeniz var mı?” diye sormak ne kadar inandırıcıdır?
Şeffaflık; sadece kürsülerden söylenen güzel sözlerden ibaret değildir.
Şeffaflık; zor sorulara cevap verebilmek, eleştiriden kaçmamak ve kamuoyunun merak ettiği iddiaları açıklığa kavuşturabilmektir.
Biz gazeteciler için zamanın bir önemi yoktur. Haberin de, belgenin de yeri ve zamanı vardır.
Elimizde bulunan bilgi ve belgeler, günü geldiğinde kamuoyunun değerlendirmesine sunulacaktır.
Çünkü bizim görevimiz kimseyi peşinen suçlu ilan etmek değil; kamu adına soru sormak, araştırmak ve gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlamaktır.
Şimdi sıra sizde Sayın Başkan…
Madem “belge” diyorsunuz, o halde kamuoyu adına soruyoruz:
Belgeler ortadayken neden susuyorsunuz? Ve en önemlisi, nerede kaldı vaat ettiğiniz şeffaf yönetim anlayışı?
Belge Deyip, Belgenin Gereğini Yapmamak…
“Gazeteciler belgesiz konuşuyor” diyerek bizi hedef alanlar, aslında kendi söylediklerinin ağırlığını da omuzlarına almış oluyor.
Çünkü belgeyi diline dolayanın, belgeyle yüzleşmekten kaçmaması gerekir.
Siz “belge” dediniz, biz de belgelerle konuştuk. Fakat verilen cevaplar, soruları aydınlatmak yerine yeni soru işaretleri doğurdu. Kamuoyunun beklediği, kişisel ithamlar değil; ortaya konulan iddiaların açık ve somut şekilde cevaplandırılmasıydı.
Hayatta her şeyin kâğıda dökülmüş bir belgesi olmaz.
Bazı olaylar vardır ki iki kişi arasında yaşanır. Alanla veren arasında gerçekleşir. O anın yazılı bir evrağı olmayabilir. Böyle durumlarda en büyük şahit vicdandır, Allah’tır. Gün gelir, zaman konuşur; susanlar konuşur, tanıklar konuşur ve gerçekler kendiliğinden ortaya çıkar.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Gazetecilik, duyduğunu peşinen hükme dönüştürmek değildir. Gazetecilik; araştırmak, doğrulatmak, soru sormak ve kamu adına gerçeğin peşinden gitmektir.
Bugün “Belge nerede?” diye soranlar, yarın ortaya çıkacak gerçekler karşısında aynı cesaretle konuşabilecek mi?
Asıl mesele budur.
Çünkü gerçeklerin en önemli özelliği şudur:
Üzeri ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın, er ya da geç mutlaka gün yüzüne çıkar.
Not: Akıl herşeyden üstündür
Yapay zeka kullanılmamaktadır

